“KOAH’ta kök hücre tedavisi yeni bir umut olabilir”

Dünyada ve Türkiye’de kullanılmaya başlanan kök hücre tedavilerinin özellikle son dönemde yapılan çalışmalar ile önemini artırdığına dikkat çeken Medical Park Gebze Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Serdar Kalemci, “Kanserden, eklem kireçlenmelerine kadar pek çok hastalığın tedavisinde kullanılan kök hücre tedavisi, ileri evre ve tüm tedavi seçeneklerine rağmen semptomların azalmadığı KOAH hastalarında etkili olabilir” dedi.

“ÖZELLİKLE SİGARA İÇENLER RİSK ALTINDA”

Doç. Dr. Serdar Kalemci, KOAH hastalığının, akciğerlerde bulunan ve bronş adı verilen hava keseciklerinin tıkanması sonucu; solunum güçlüğü, öksürük ve nefes darlığı gibi şikâyetlere yol açan kronik bir hastalık olduğunu kaydetti.

Kalemci, “Özellikle kişi sigara içiyorsa uzun süreli nefes darlığı, öksürük ve balgam şikâyetlerinin varlığı KOAH tanısı için yeterli görülür ancak kesin tanı için solunum testi değerlendirilmesi yapılmalıdır. Birkaç dakika içerisinde uygulanan solunum değerlendirme testi, kişinin solunum cihazına derin nefes alarak üflemesi ile gerçekleştirilir. Akciğer kapasitesi ve varsa hastalığın evresi hakkında kolayca bilgi sahibi olunmasını sağlayan bu testi, özellikle 40 yaş üzeri sigara kullanan kişilerin yılda en az bir kez yaptırması gerekir” diye konuştu.

YAPILAN ÇALIŞMALAR UMUT VERİCİ

“KOAH tüm dünyada 174.5 milyon insanı etkileyen, yaşam kalitesini önemli derecede bozan ve yüksek ölüm oranlarının bildirildiği önemli bir hastalıktır” diyen Doç. Dr. Serdar Kalemci, tedavide halen istenilen sonuçlara ulaşılamadığını belirterek, “Günümüzde pek çok hastalığın tedavisinde kullanılan kök hücre tedavisi KOAH için de umut ışığı olabilir” dedi.

Doç. Dr. Serdar Kalemci, “İnsan vücudunda yer alan tüm yapıların kökenini oluşturan ve kendi kendini yenileyebilen kök hücreler pek çok hastalığın iyileştirilmesinde kullanılır. Kişinin kendisinden, uyumlu ya da yarı uyumlu olan donörden alınan kök hücreler, hasta kişiye nakledilerek hastanın hasarlanan hücre, doku ve organlarının yenilenmesi için kullanılan bir tedavi yöntemidir. Yapılan klinik çalışmalar akciğer hastalıklarının tedavisinde kök hücre kullanımının etkili olabileceği saptanmıştır” ifadelerini kullandı.

Kalemci, özellikle ileri evre ve tüm tedavi seçeneklerine rağmen semptomların azalmadığı hastalarda Sağlık Bakanlığı’ndan izin alınarak kök hücre tedavilerinin uygulanabileceğini söyledi.

 

“Bağışıklığı güçlendirmek için bağırsaklara iyi bakın”

Diyetisyen Yıldız Melek Aksoylu, bağırsaklarımızın ikinci beynimiz olarak adlandırıldığını ve doğrudan bağışıklık sistemimizi de etkileyen faydalı bakterileri içerdiğini belirtti. Aksoylu, “Yeterli miktarda probiyotik ve prebiyotikler alınırsa bağışıklık sisteminin güçlenmesinin yanı sıra kişinin duygu durumunu düzeltme ve bağırsakların işleyişini düzenleme gibi faydalar da sağlanır” ifadelerini kullandı. 

PROBİYOTİK VE PREBİYOTİK NEDİR?

Medicana International İstanbul Hastanesi Diyetisyen Yıldız Melek Aksoylu probiyotiklerin yeterli miktarlarda tüketildiklerinde sağlığı olumlu yönde etkileyen canlı ve faydalı mikroorganizmalar olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Bağırsaktaki zararlı bakterilerin çoğalmasını engellerken yararlıların artmasını destekleyerek bağırsak dengesini sağlarlar. En önemlileri laktik asit bakterileridir. Prebiyotikler ise probiyotiklerin etkisini arttıran insan vücuduna faydalı, sindirilmeyen gıda bileşenleridir. Bağırsak florasını desteklerler, aktif olmayan bakterilerin aktif hale gelmesini sağlayarak, gelişimlerine  katkı sağlarlar.”

“BAĞIRSAĞIN CAN DOSTU PROBİYOTİKLER”

Probiyotiklerin alınan besinlerin sindirimini ve vücutta enerji kullanımını düzenleyerek ağırlık kaybına yardımcı olduğunu ifade eden Aksoylu, “Diyetle alınan enerjinin harcanmasını arttırdığı için obeziteyle savaşta çok etkililer. Örneğin, bağırsaktaki faydalı bakteri sayısı zayıf bir kişi ile güçlü bir kişiyi değerlendirelim. Güçlü kişiye 1 dilim ekmek yeterli gelirken, zayıf kişiye 1 dilim ekmek yetmeyecek ve 2. dilim ekmeği talep edecektir. Bağırsak sağlığı kötü olan bireyler gerekli enerjiye ulaşmak için tüketim düzeylerini istemeden yükseltirler. Yapılan çalışmalar diyete eklenen probiyotiklerin ağırlık kaybını desteklediğini ortaya koyuyor” dedi.

Dyt. Aksoylu sözlerine şöyle devam etti:

“Şu soruyu soracak olursak: diyetimize probiyotik takviyesi ve probiyotik içeren besinler eklemek gerekli midir? Tabiki de evet. Fakat takviyelerde dikkat edeceğimiz bir bakterinin probiyotik etkisinden bahsedilebilmesi için bağırsağa kadar canlı ulaşmalıdır. Midedeki güçlü asitlere ve safra tuzlarına dayanıklı olup bağırsağın iç zarına yerleşip burada aktivitesini göstermelidir.”

PROBİYOTİK ZENGİNİ BESİNLER: YOĞURT, KEFİR, AYRAN

Probiyotiklerin en önemlilerinin laktik asit bakterileri olduğunu ifade eden Aksoylu, “Süt ürünleri en ulaşılabilir probiyotik kaynaklarıdır. Probiyotik zengini besinler yoğurt, peynir, kefir, ayran, keçi sütü, ev yapımı turşu (özellikle lahana ve salatalık), boza, tarhana, bitter çikolata ve Korelilerin çok tükettiği Çin lahanasından yapılan bir yemek olan kimchidir. Vücudumuzdaki probiyotikleri çoğaltabilmenin diğer bir yolu da; probiyotiklerin etkisini arttıran prebiyotik gıdaları tüketmektir” dedi. 

DOĞAL PREBİYOTİKLER MUZ, SOĞAN, SARIMSAK

Aksoylu, doğal prebiyotikleri şöyle sıraladı:

“Muz, elma, kuru meyveler, soğan, sarımsak, yer elması, kurubaklagiller, pastörize edilmemiş turşu ve zeytin, dhokla (nohut fermente edilerek yapılmış Hint aperatifi), dosa (pirinç ve siyah mercimek fermente edilerek yapılan geleneksel Güney Hint yemeği), kim Chi (baharatlı, keskin fermente edilmiş lahana, geleneksel Kore yemeği).”

 

 

“PROBİYOTİKLERİN YARARLARI”

Bağırsağımızdaki faydalı bakterilerin azalması, probiyotik ve prebiyotik yoksunu bir beslenme şeklinin birçok hastalığı beraberinde getirebileceğini ifade eden Aksoylu,

“Probiyotikler sindirim sistemimize faydalı bakterilerin dengelenmesini sağlarlar. Sindirim bozukluklarını azaltarak, hazımsızlık, şişkinlik, gaz problemlerini önlerler. İshal ve kabızlık tedavisinde destekçidirler. Bağışıklık sistemini desteklerler. Güçlü bir bağışıklık sistemi hastalıklarla mücadelede ve kaliteli bir yaşam için önemlidir. Alerjik hastalıkların ve cilt hastalıklarının tedavisinde destekçidirler. Örneğin sedef hastalığı veya vitiligo hastalığı olan kişiler doktoruna danışarak probiyotik takviyesi alabilirler. Egzama ve sivilcilerin iyileşmesinde etkilidirler. Probiyotikler cildin daha sağlıklı görünmesini sağlar. Kansere karşı bağışıklık sistemini güçlendirirler. Özellikle kolon kanserine karşı korunmada probiyotik ve prebiyotikten zengin bir beslenme aktif rol alır. Depresyon tedavilerinde probiyotiklerden faydalanılır. Mutsuz bağırsak, mutsuz kişidir. Bağırsakları sağlıksız olan kişiler kronik yorgunluk, öğrenme güçlüğü, hafıza zayıflığı, isteksizlik gibi bir çok problemi bir arada yaşayabilirler. Probiyotikler kolesterolü olumlu yönde etkileyerek kalp ve damar sağlığını desteklerler. Kalbe faydalı yağların etkinliğini arttırırlar. Yağ metabolizması üzerinde aktiftirler. Ritim bozukluğu ve çarpıntıları önlerler. İdrar yolu ve vajinal enfeksiyonlara karşı koruyucu görevi görürler. Özellikle vajinal mantar enfeksiyonlarına karşı etkilidirler. Göz kuruluğu ve görme sistemi üzerinde de olumlu yönleri bulunmaktadır” diyerek sözlerini tamamladı. 

 

“Şaşılık genetik olabilir”

Şaşılık probleminin bebeklikten erişkinliğe dek her yaş grubunda görülebildiğini belirten Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. İlke Bahçeci Şimşek, şaşılığın sadece annede babada değil, daha uzak akrabalarda olmasının da önemli olduğunu ve bütün çocukların bir yaşından önce mutlaka göz hekimi tarafından kontrol edilmesi gerektiğini söyledi.  Şimşek, “Şaşılık problemi özellikle okul çağı çocuklarında dış görünümle ilgili olumsuzluklara yol açtığı için psikolojik sorunlara da neden olabiliyor. Bu nedenle çocuklar okul çağına gelmeden bu problemin çözülmüş olması önem taşıyor. Gözde kayma olduğunda beyinde iki farklı görüntü ortaya çıkacağından, beyin gözlerden gelen görüntüyü baskılıyor. Bu da o gözde sağlanan görüşte azalmaya sebep olarak göz tembelliğine yol açabiliyor” ifadelerini kullandı.

Göz tembelliğinin şaşılık dışında sebepleri de olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Göz Merkezi’nden Göz Sağılığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. İlke Bahçeci Şimşek, “Bunlar tedavi edilmemiş yüksek hipermetrop, astigmat, iki göz numarası arasındaki farkın çok yüksek olması, doğuştan katarakt, doğuştan göz kapağının düşük olması, bir gözün uzun süre kapalı tutulması gibi durumlardır. Gerekli tedavinin erkenden yapılması ile göz tembelliği önlenebilir” dedi.

“GÖZDEKİ HER KAYMA ŞAŞILIK DEĞİL”

Bebeklik ve çocukluk döneminde olan kaymaların bir kısmının ‘yalancı kayma’ olarak isimlendirildiğini belirten Doç. Dr. Şimşek, “Yalancı kayma, göz kapaklarının ve burun kökünün genişliği ile ortaya çıkan yanıltıcı bir görünüm. Bu durumda mutlaka bir göz doktoruna başvurmak gerekiyor. Aynı gözün devamlı olarak kayması görmenin o gözde daha az olduğunu gösteriyor. Bu nedenle ebeveynler, bebeklerde ve çocuklarda tek gözde kayma gördüğünde göz hekimine başvurmaları gerekiyor” diye konuştu.  

“CEP TELEFONU, TABLET VE BİLGİSAYAR GÖZ BOZUKLUĞUNA YOL AÇABİLİYOR”

Teknolojik cihazların kullanımının göz bozukluğu için bir risk oluşturabildiğini belirten Doç. Dr. Şimşek, “Çocukların cep telefonu, tablet, bilgisayar gibi cihazlara uzun süre bakmaları miyopi denilen göz bozukluğunun ilerlemesini arttırıyor. Son yapılan bilimsel çalışmalar ise miyopinin ilerlemesini engelleyen en önemli faktörün gün ışığında çocuğun oyun oynamasının olduğu bilgisini veriyor” dedi.

“ŞAŞILIĞIN TEDAVİSİ KAYMAYA GÖRE DEĞİŞİYOR”

Göz kaymalarının öncelikle gözlük ve bir gözün kapatılması ile tedavi edilmeye çalışıldığını ifade eden Doç. Dr. Şimşek sözlerini şöyle noktaladı:

“Kaymaların önemli bir kısmı bu iki basit yöntemle düzelebiliyor. Bu yöntemlerle tedavi edilmeyen kaymalarda zaman kaybetmeden cerrahi yöntemlere başvurulması gerekiyor.

Şaşılığın cerrahi tedavisi kaymanın yönüne ve derecesine göre değişiyor. Göz kası üzerinden ufak bir kesi yapılarak kaslara ulaşılıyor ve şaşılığın tipine göre kaslarda çeşitli pozisyon değişiklikleri yapılabiliyor. Gerektiği durumlarda iki göze birden müdahale ediliyor. Erişkinlerde lokal anestezi ile şaşılık ameliyatları yapılabilse de çocuklarda mutlaka genel anestezi yapılması gerekiyor. Hasta aynı gün hastaneden taburcu edilebiliyor ve bir-iki gün içinde normal aktivitelerine dönebiliyor. Ameliyat sonrası gözde hafif bir kızarıklık olabileceğinden bir hafta göz damlaları kullanılması gerekebiliyor. Hasta okula ya da işine bir hafta içerisinde geri dönebiliyor.”

 

Kategoriler
haberleriniz

Yurt dışında iş yapan Türkleri, ‘Türk güvenlik şirketleri korusun’ önerisi

Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) Terör Uzmanı Dr. Eray Güçlüer, Somali’de iş yapan Türk müteahhitlik firmasının şantiyesine düzenlenen bombalı saldırı, Türkiye ile Rusya arasında Libya’da ateşkesin sağlanması için yapılan Moskova Zirvesi ve Berlin’deki Libya Konferansı üzerine açıklamalar yaptı.

YURT DIŞINDA İŞ YAPAN TÜRK ŞİRKETLERİNİN GÜVENLİĞİ SAĞLANMALI

Libya, Somali, Katar gibi ülkelerde bulunan Türk askerinin görevinin teknik ve taktik destek sağlamak olduğunu vurgulayan Dr. Güçlüer, “TSK tarafından o ülkelerdeki askeri ve yerel kolluk güçlerine eğitim, malzeme desteği veriliyor. Bunula birlikte örneğin Somali’de yol inşa eden Türk şirketinin güvenliğinin sağlanması da gerekiyor. Doğal olarak Türk askerinden böyle görevler de bekleniyor. Askerimiz bunu oradaki yerel güvenlik birimleri üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyor. Aslında burada yerel unsurlar ile Türk askeri arasında yarı geçişken paramiliter bir güce ihtiyaç var” diye konuştu.

“TÜRK ORDUSUNUN YÜKÜ DE HAFİFLER”

Dr. Güçlüer, “Bence askerlerimizden ziyade devlet tarafından denetlenen, kanunen sınırları belli, Türkiye’deki özel güvenlik teşkilatlarına, yurt dışına iş yapan Türk firmalarının korunması için yetki verilmesi, önlerinin açılması gerekiyor. Yurt dışında iş yapan Türk firmaların o ülkelerle yaptıkları anlaşmalara bu maddenin konulması lazım. Türk özel güvenlik firmaları, yapılan işin ve iş yapan şirketlerin korunmasında görevli olmalıdır, bunun önünü açmalıyız. Bu düzenleme ordumuzun yurt dışındaki yükünü hafifletir ve Türk firmalarının yurt dışında çalışmalarının da önü açılır. Bunların devlete masrafları da olmaz” ifadelerini kullandı.

MOSKOVA ZİRVESİ’NİN ÜZERİNE BERLİN’İN GÖLGESİ DÜŞTÜ

Moskova Zirvesi’nin başında her şeyin yolunda olduğunu aktaran Dr. Güçlüer, “Berlin’de Libya Konferansı’nın yapılacağı biliniyordu. Fakat Türkiye ile Rusya konferans öncesi taraflar arasında kalıcı bir ateşkesi sağlamak ve bu ateşkes üzerinden siyasi yol haritası belirlemek için Moskova’da zirve düzenledi. Aslında zirvenin başında her şey yolundaydı. Libya’nın doğusunu kontrol altında tutan isyancı General Hafter, önüne konan ateşkes metnini de imzalamak üzereydi. Son anda çark etti, biraz zaman istedi. Sonra ateşkesi imzalamadan Moskova’yı terk etti. Aslında Moskova Zirvesi’nin üzerine Berlin’in gölgesi düştü. Çünkü Moskova’da ateşkes imzalansaydı. Avrupa ülkelerinin Libya’ya istedikleri gibi müdahil zorlaşacaktı ” ifadelerini kullandı.

“BERLİN’DEN HAFTER’E TALİMAT VERİLDİ”

Türkiye ile Rusya’nın iş birliği ile Libya’da ateşkes sağlansaydı, Avrupa ülkelerinin artık bir fonksiyonunun kalmayacağını vurgulayan Dr. Eray Güçlüer, “Berlin’deki Libya Konferansı’nda ne konuşulacaktı, zaten ateşkes olmuştu. Sadece ateşkesin siyasi yol haritası tartışılabilirdi. O yüzden Berlin’den Hafter’e talimat verildi. Talimatı, Almanya üzerinden Avrupa ülkeleri verdi. Avrupalı ülkeler ‘bizim olmadığımız ateşkesi istemiyoruz’ dedi. Berlin konferansına kadar Hafter pek çok saldırı yaptı, limanları abluka altına aldı. Moskova’da ateşkes anlaşması imzalansaydı kan dökülmezdi” dedi.

UMH’NİN ORTADAN KALMASINA YÖNELİK TEHDİT DURDU, TÜRKİYE BARIŞIN ANAHTARI OLDU.

55 maddelik ateşkes metninin imzalanmasını, BM tarafından Libya’nın meşru hükümeti olarak tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) ortadan kalkmasına yönelik tehdidin durması olarak okuduğunu söyleyen Dr. Güçlüer, “Meşrutiyeti olan hükümeti ortadan kaldırmakla görevli Hafter gibi bir aparatın durması, meşru hükümetin güçlenmesine zemin hazırlayacaktır. Meşru hükümetin güçlenerek Hafter karşısında bir denge oluşması için ateşkesin imzalanması son derece önemliydi. Türkiye Libya’da barışın anahtarı oldu” diye konuştu.

“ATEŞKEŞ ANLAŞMASINI HAFTER BOZMAK İSTYECEKTİR”

Dr. Güçlüer, “Hafter ile yapılan anlaşma kalıcı olur mu? Bence zor. Hafter’in ateşkesi bozma ihtimali yüksektir. Çünkü Hafter’i oluşturan, destekleyen arkasındaki güç zeminin arasında çatlaklıklar, çıkar çatışmaları var. Ancak bölgedeki Türk Silahlı Kuvvetleri’nin varlığı önemli bir denge unsurudur” ifadelerini kullandı.